3 Nisan 2025 15:26

Harap olmuş ülkeyi yeniden inşa etme vakti

Bayram erken bitmeli; sıralara, iş yerlerine, mahallelere dönmeli. Boykot, grev, direniş hattını büyütmek tek adamı devirmek isteyen her bir gencin sorumluluğu haline gelmeli.

Harap olmuş ülkeyi yeniden inşa etme vakti

Kaynak: Max Pixel

"Tony, özgür iradenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Belki çocukluğunda biliyordu da sonradan unutmuştu. Çok hoş bir duygu olmalıydı. Bir fincan kahvenin ya da bir kadeh romun tadı başka gelirdi herhalde insan özgür iradesiyle hareket ettiğinde.”

Bundan 60 küsür yıl önce tarihin gördüğü en baskıcı rejimlerden biri olan Trujillo yönetimi Dominik Cumhuriyeti halkı tarafından yıkıldı. Trujillo yönetimi faşist bir diktatörlük olarak binlerce insanın ölümüne, yıllarını hapishanede harcamasına sebep olmuş, ülkedeki tekelleşmeyi kendi lehine artırmıştı. Arkasına ABD desteğini alan Trujillo adeta distopik bir romandan çıkma bir rejimi inşa ederken bir yandansa uzun bir süre boyunca halkın önemli bir bölümü tarafından oldukça sevilen bir lider olmuştu. Çünkü faşist yönetimler ayakta kalabilmek için her zaman onları alkışlayan bir kitleye dayanmak zorundadırlar. Rüzgârın tersine estiği gün, onların çöküşü de başlamış olur.

Bu kanlı rejimi anlatan bir distopya romanı Teke Şenliği bütün baskıcı ve faşist rejimlerin ortak özelliklerini gözler önüne seriyor. Nitekim distopyaların özelliği de budur. Gerçek olamayacak kadar karanlık bir dünyanın izleri bulunur bu romanlarda; iktidarın gözü her yerdedir, ondan kaçamazsınız ve saklanamazsınız. Seçimler demokratik bir şekilde gerçekleşmez ama en çok iktidarda olanlar demokrasiden söz eder. Yoksulluk, geleceksizlik, umutsuzluk alıp başını gider ama gösterilen grafiklerde bu iktidarın yönetimindeki ülke hep yukarı tırmanıyordur.

Sebze ve meyvelere de hayli düşkündür bu distopyalar; örneğin turp, iktidarın hakkını arayan kesimlere yapacağı saldırıların örtük bir ifadesi olarak kullanılabilir. İçeride ve dışarda her zaman düşmanlar vardır, o düşmanlar ki iktidarın önlerine koyduğu özgürlük kırıntısını kabul etmez; özgür iradelerini sokakta arayan binlerce, yüz binlerce kişi olarak bir araya gelirler. Bu da tabii düşmanın planının bir parçasıdır. Tıpkı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un: “Yeni nesil sokak hareketleri bir çeşit emperyalist projedir.” demesi gibi.

Distopyaların öne çıkan bir diğer özelliğiyse gerçek olamayacak kadar korkunç bu düzenin yine gerçek olamayacak kadar süper bir karakterin gelmesiyle yıkılması ya da distopyada bir kırılma anının yaşanmasıdır. Örneğin Açlık Oyunları’nın ikinci kitabında Katniss Everdeen’in hapsolduğu “oyun” alanından onu parçalayarak çıkması gibi. Stüdyo yıkılır ve Katniss distopik düzeni devirmek üzere örgütlenmiş bir halkın yanında bulur kendini. İşte Türkiye için, özellikle gençlik hareketi açısından, 19 Mart sonrasında gelen eylemler böyle bir kırılma anıdır. Medyayla, kayyumlarla, Orta Vadeli Program’la, sendikal bürokrasiyle, meclisle, yasalarla, her şeyi çektiği iplerle kontrol eden kuklacı tek adama karşı birleşilmiş, sokaklar hızlıca “Hükümet İstifa!” sloganlarıyla dolmuştur. Kuklacının ipleri birer birer kesilirken, distopyanın sonuna yaklaşıyoruz.

Temsiliyet işçi sınıfının mücadelesinde

Tarih kitaplarında geçmişimizi okurken demokrasinin, genel oy hakkının modern dünyanın ihtiyaçlarına uygun bir gelişme olarak yazıldığını görürüz. Tarih kitaplarında yazan birçok olgunun arkasında işçi sınıfından milyonlarca insanın alın teri saklıdır. Genel oy hakkı da diğer her şey gibi mücadeleyle kazanılmıştır. Marx Fransa’da Sınıf Mücadeleleri kitabında parlamenter mücadelenin diğer mücadelelerle iç içe geçtiği ve temsiliyetin işçi sınıfının mücadelesiyle sağlanabildiği 10 Mart seçimleri için “oy pusulasının gerisinde kaldırım taşları vardı.” diyerek ifade ediyor. İşte bugün “Kurutuluş sokakta, sandıkta değil!” sloganının bulduğu karşılık da bize bu gerçeği hatırlatıyor. Erken seçim ise bugün Türkiye için arkasındaki kaldırım taşları büyüdükçe somut bir gerçeklik haline geliyor. Şimdi en radikal mücadele en istikrarlı, en sürekli olan. Birlikteliklerini kuvvetlendirme, örgütlülüğümüzü güçlendirme zamanı. Sandık da sokak da işte böyle bir mücadeleyi büyütmenin olanağı olarak değerlendirilmeli.

Biliyoruz ki demokratik bir Türkiye’yi var etmek için bazı gereklilikler var. Üniversiteler açısından yaşamın büyük bir kısmının geçtiği kampüsleri birer eylem alanına çevirebilmek; boykotları, üniversite içi işleyişi durdurarak atanmış rektörleri talepleri dinlemeye mecbur bırakacak kadar büyütmek bunun bir tarafı. Çünkü üniversitelerdeki atanmış rektörler de kuklacının çektiği iplerden biri. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi’nde ÖTK başkanının tutuklanmış olması, kayyum Rektör Naci İnci’nin bir genci nasıl hedef haline getirdiğinin bir göstergesi. Dolayısıyla üniversite yönetimini iktidarın bir uzantısı olarak görmek, günlük hayatın akışını durdurabilmek için oldukça elzem.

1 Mayıs’ta tek adamdan kurtulacağımız günün sözünü vereceğiz

Fakat bu denklemde çoğu zaman kuklacının elinde tuttuğu en güçlü ip es geçiliyor. Bu ip kuklacı tarafından ustaca saklanıyor. Yaşadığımız bütün dünya, elimizde tuttuğumuz en küçük eşya bile bir emek sürecinin sonucu. Bu süreçte üretimden gelen gücüyle hayatı gerçek anlamda durdurma gücüne de işçi sınıfı sahip. Bu noktada bizlere “Genel grev, genel direniş!” sloganını büyütmek düşüyor. Fakat böyle büyük bir talebin gerçekleşebilmesi için hayatları için eylemde olan yığınların daha da örgütlü bir hale gelmesine, ellerinde bulundurdukları gücün farkına varmalarına ihtiyaç var. Halkın elinde bulundurduğu en güçlü silah bu, bir süredir ise bu silah çeşitli grevlerde ve işçi eylemlerinde görünür oluyor. Çehov’un söylediği gibi silahın patlayacağı sahnenin ne zaman geleceğiyse direnişin gücüne bağlı olacak.

İşte böyle bir tablo var artık önümüzde. Yüzlerce öğrenci tutuklu, binlerce genç gözaltına alınmış, her anlamda şiddete uğramış, diplomalar iptal edilmiş, haklar ve iradeler yok sayılmış ve en önemlisi faşizmin adımlarının çıkardığı sesler kulaklarda çınlarken hiçbir şey olmamış gibi normal hayatın sürmesi mümkün değil. Çünkü bu bir kurgu değil ve biz bir distopyada değiliz ya da bir ütopya hayal etmiyoruz. Kitapta da söylendiği gibi “Şimdi harap olmuş ülkeyi yeniden inşa etmek gerek.” Bu sebeple bu sene bayram erken bitmeli; sıralara, iş yerlerine, mahallelere dönmeli. Boykot, grev, direniş hattı sürdürmeli ve mücadeleyi büyütmek tek adamı devirmek isteyen her bir gencin sorumluluğu haline gelmeli. 1 Mayıs’a kadar sürdürülen eylemlilikler, son yılların gördüğü en kalabalık 1 Mayıs görüntülerini sunmalı bize. 1 Mayıs yalnızca bir kutlama günü değil, tek adamdan kurtulacağımız, distopyayı yıkacağımız günün sözünü verdiğimiz bir mücadele günü haline gelmeli.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
4 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et